9 Ağustos 2019 Cuma

VATAN SATMAK


    

Bir şeyin satılabilmesi için onun bir meta olması ve satan kişiye ait olması gerekir.
Böyle bakıldığında, vatan bir meta değil ki, nasıl satılacak diye düşünülebilir.
Kaldı ki o bize değil biz ona aidiz.
Kuşaklar gelir geçer, vatan bulunduğu yerdedir.
Mülkiyeti bizim olan bir mülk değil ki, nasıl satalım?
 Fakat vatan severlik, vatana ihanet gibi kavramların yanında  vatanı satmak kavramı da kendine yer buluyor.
  Şimdi bu kavramın nasıl bir şey olduğunu araştıralım…
   Fakat bunu yapmadan önce biraz daha farklı bir kavram üzerinde, ruhunu şeytana satmak kavramı üzerinde durmak isterim.

                                                               ***
       Öncesi  mutlaka olmalı, fakat bildiğim kadarıyla  ruhunu şeytana satan en ünlü kişi, bu bir roman(tragedya vb.) kahramanı da olsa , Goethe’nin Faust’udur.
        Dr.Faust yaşlılığında,yeniden gençlik gücü  ve bu gücün avantajlarını  kazanmak için şeytanla bir sözleşme yapar.
        Bu sözleşme, özetle,  bedensel zevklere yeniden ulaşma uğruna kişiliğini şeytanın emrine vermektir.
       Yaşamın doğal akışına aykırı böyle bir sözleşmenin söz konusu kişinin mahvına yol açacak olması en baştan bellidir.
          Nitekim öyle  de olur.
          Ruhunu şeytana satan kişi, uğruna bunu yapmayı göze aldığı sevgilinin yok olmasına  neden olacak ,bu yok oluşa göz yumacak ölçüde alçalarak  kendisi de  kişiliğini tümden yitirip yok olacaktır.

                                                            ***
            Ruh ya da kişilik, meta olmamasına karşın alınıp satılabiliyor.
            Vatan ise, bir kavram olmanın ötesinde, taşıyla toprağıyla, deniziyle ormanıyla, bütün maddi varlığıyla, yaşayan, canlı bir varlıktır.
            Bir ülkede elinde siyasal erki tutan güç, bu maddi varlığı bütünüyle, ya da kısmen,parça parça satabilir.
             Bu erkin, özel mülkiyet alanlarına girmesi  büsbütün olanaksız değilse de, kuşkusuz daha güçtür.
              Fakat kamu alanı söz konusu olduğunda, kendini daha rahat hissedecektir.
               Ülkemizde şu anda yaşanmakta olan tam olarak budur.

                                                                       ***
               Bu gün, demokrasinin olanaklarında yararlanarak bulunduğu yere gelmiş olup bu demokrasiyi şimdilik gücü yetebildiğince ortadan kaldırmış olan  siyasal erk, kamuya ait varlıklar  üzerinde babasının malıymış  gibi istediğini yapıyor.
                Kaldı ki  babanızın malı üzerinde bile  böylesine keyfi, böylesine yasa tanımaz ve kural dışı  davranamazsınız.
               Örneğin evinizi yıkıp bir yenisini keyfinizce yaptıramazsınız.
               İzne ve ölçülere bağlıdır.
              Daha uygarlaşmış ülkelerde bu ölçüler çok daha sıkı sınırlar içindedir.
                Bu gün bizde yaşanmakta olanlar ise, Güney ve Kuzey Amerikaların işgal ve iskân dönemlerinde  olanları anımsatıyor.
                   Vatan topraklarımızın üstü ve altı, ormanlarımız, denizlerimiz, bütünüyle vatanımız, ölçü ve kural tanımazca satılıyor, kiralanıyor,işgal ediliyor, yağmalanıyor.
               Bunu yapan güç gözü dönmüşçesine, akıl ve vicdanla bütün köprüleri atmışçasına, 
gemileri yakmışçasına, ruhunu şeytana satmışçasına, milletle arasındaki bütün bağları koparmışçasına, tek silahı olan yalan ve tehdide sarılarak yoluna devam ediyor.
              Daha doğrusu devam etmek istiyor…
              Bunu böyle sürüp gidemeyeceğini Pazar günü katıldığım Kaz dağları direnişindeki binlerin coşkusunda, bilincinde, kararlılığında   bir kez daha, yerinde ve  somut olarak  gördüm…
         Vatan ve millet kalıcıdır.
          Ruhunu şeytana, altına, iktidar hırsına satmış vatan satıcılarının sonları ise hızla yaklaşıyor…

Ataol Behramoğlu//Kültür ve Siyaset/070819
              

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.